Son yıllarda ormansızlaşma, hem ekosistemler hem de insan sağlığı üzerinde derinlemesine etkilere yol açan bir sorun haline geldi. Özellikle Amazon Ormanları, yeşil ciğerlerimiz olarak adlandırılırken, Asya'nın çeşitli bölgelerinin de benzer sorunlarla yüzleştiği gözlemleniyor. Yenilenebilir kaynakların azalması, iklim değişikliği ve biyoçeşitliliğin kaybı gibi meseleler, insanlığın geleceği için ciddi tehditler oluşturuyor. İşte bu yazıda, Amazon ormanlarından Asya'ya uzanan bu trajik yolculuğun detaylarını inceleyeceğiz ve bunun sağlık üzerindeki etkilerini ele alacağız.
Amazon Ormanları, dünya üzerindeki en büyük tropikal yağmur ormanı olarak bilinir. Ancak, tarım, madencilik ve şehirleşme gibi insan aktiviteleri nedeniyle ormanların büyük bir kısmı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Örneğin, Brezilya, 2019'da ormanlarını %15 oranında kaybetti. Bu durum, hem ormanın canlılarının yaşam alanlarını tehdit etmekte hem de yerel toplulukların yaşam biçimlerini etkilemektedir. Ormansızlaşmanın sonuçları yalnızca doğal yaşamla sınırlı kalmaz; bu durum hava kirliliği, iklim değişikliği ve su kaynaklarının azalmasına yol açarak insanların sağlık sorunları yaşamasına neden olur.
Ormansızlaşmanın Asya'daki etkileri de azımsanacak gibi değil. Güneydoğu Asya'nın tropikal ormanları, tarım için temizlenirken, bu süreç, biyoçeşitliliğin yok olmasına ve iklim değişikliğine katkıda bulunmaktadır. Özellikle Endonezya ve Malezya gibi ülkelerde palmiye yağı üretimi için büyük orman alanları yok edilmektedir. Bu durum, yalnızca yerel ekosistemleri tehdit etmekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki hava kalitesinin düşmesine ve sağlık sorunlarının artmasına neden olmaktadır.
Ormansızlaşma, hava kalitesini doğrudan etkileyerek solunum yolları hastalıklarını artırmaktadır. Ağaçların kesilmesiyle ortaya çıkan toz ve kirleticiler, insanların akciğer sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca, ormanlarda yaşayan hayvanların habitatlarının yok olması, zoonotik hastalıkların yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu da; sarı humma, sıtma ve çeşitli viral enfeksiyonların artışına neden olabilir. Bir çok bilim insanı, COVID-19 gibi pandemilerin de ormansızlaşma ve habitat kaybıyla bağlantılı olduğunu ileri sürmektedir.
Ek olarak, ormansızlaşmanın psikolojik etkileri de göz ardı edilmemelidir. Doğayla olan bağlantının kaybedilmesi, sosyal ve duygusal huzursuzluklara yol açabilir. Bu durum, özellikle yerel topluluklarda daha belirgin hale gelirken, insanların ruh sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Toprak kaybı, kaynakların azalması ve iklim değişikliğinin yarattığı belirsizlikler, bireylerin stres seviyelerini artırmakta ve toplumsal çatışmalara neden olmaktadır.
Sonuç olarak, Amazon’dan Asya’ya uzanan ormansızlaşma süreci, yalnızca ekosistemleri değil, aynı zamanda insan sağlığını da tehdit eden bir boyut kazanmıştır. Bu sorunun üstesinden gelinmesi için hem yerel hem de uluslararası düzeyde birlikte hareket edilmesi gerekmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek, ağaçlandırma projelerine destek vermek ve sürdürülebilir tarım uygulamalarını benimsemek, atılması gereken önemli adımlardır. Ancak bu çabaların etkili olabilmesi için geniş bir toplumsal farkındalık yaratılması ve bilinçlendirilmesi şarttır. Ormansızlaşma karşısında farkında olmak ve harekete geçmek, gelecek nesiller için yaşanabilir bir dünya yaratmanın anahtarıdır.